Gnlk - Tumblr Posts
22 Ağustos 2024
Yeni bir hayal kırıklığı yaşadıktan sonra tekrar çökmüş hissediyorum kendimi. Bunalıyorum aynı döngüyü yaşamaktan. Bir adam girsin hayatına: "Adın ne, nerelisin, kaç yaşındasın..." diye başlayan sonsuz soruyu cevapla. "Senden hoşlandıysam senin de benden hoşlanman için her şeyi yaparım." desinler ve sen gerçekten hoşlanabileceğine inandığın anda yok olsun o adam.
Sahiden ne zaman hayal kırıklığına uğrasam Ali'nin gidişine ağlıyorum. Yeniden rüyalarıma girmeye başlıyor. Yeniden ona olan öfkem kabarıyor. Yaptığı haksızlığın hazımsızlığını çekiyorum.
Aşka inancımı yitiriyorum. Sevmek yok bu dünyada.
"Dünyayı güzelleştiren kadındır zaten." demişti Ali. Yine cinsiyetçi bulmuştum o zaman bu söylemini. Hâlbuki haklıydı. Sevgi kadınla var olan bir eylemdi. Bir çiçeği sevmek mesela ya da bir çocuğu... Sevgi dolu bir erkek çocuğunu yetiştirmek bile sevgi dolu bir annenin eylemiydi.
Kadın, bizzat sevginin ta kendisiydi.
22 Ağustos 2024
23.51
Titreme daha fazla kalbim...
Arzulanacak kadar güzel, içten duygularla sevilmeyecek kadar değersiz hisseden kızların şarkısı:
Bahsettiğim sex değil
O da içinde ama tek değil
Türkçe yazılmış bir şiiri sana çevirircesinden...
7 Ağustos 2024
26 Temmuz'da bir ileti geliyor Tumblr'dan:
"Bloğun hoşmuş."
O gün yazan diğer on beş erkekten hiçbir farklı düşüncesi yok. Karşısında cinsel bir obje görüyor sadece. Canım sıkılıyor. Konuşuyorum. Sıkılmadığım bir anda yazmış olsa anında engelleyeceğim bir adamla sohbet ediyorum. Kendi kendime konuşur gibi, kendi sevdiğim şeyler hakkında muhabbet açıyorum.
Bir süre sonra o da katılıyor. Beynindeki bütün fonksiyonları kapatıp yalnızca belinin altıyla düşünen erkeklerden biri olduğunu sanarken şaşırtıcı bir zeka seziyorum cümlelerinde. Bir süre sonra fotoğraflarımızı atıyoruz birbirimize. Yüzünü görüyorum ilk defa.
Garip bir hisle doluyor o an içim. "Bu adamda bir şey var." diyorum. Ruhum ona çabucak aşina olsa da asla görmeyeceğini düşünüyorum.
Ertesi sabah kahve içerken yine hoşlanmayacağım bir şey söylüyor. Sinirlenip engelliyorum onu. Üzülüyorum da bir yandan. Aslında nasıl biri olduğunu merak etmiştim.
Merak, her şeyin başlangıcı olan duygu...
Aradan günler geçiyor. Birkaç defa aklıma düşüyor. Yüzünü hatırlıyorum tüm ayrıntısıyla.
Tam yedi ağustosta bir ileti geliyor:
"Bloğun hoşmuş."
Profil fotoğrafı aynı, ismi farklıydı. Heyecanlanıyorum.
"Unutup bi' daha mı yazdın Eskişehirli?"
Konuşuyoruz bir süre. Kızıyorum ona.
"Pislik yapmasaydın konuşuyorduk ne güzel! Boşu boşuna engel yedin."
Eskişehir'i çok merak ettiğimi söylüyorum bir ara.
"Gelin getireyim seni..."
Gülüyorum. Kitaplardan konu açılıyor sonra:
"Ne okuyorsun bu aralar?"
"Bu ara öylesine bir şeyler okuyorum ama en son Kinyas ve Kayra'yı okuyordum."
"Hakan Günday'ındı değil mi?"
Şaşırtıyor beni. Gerçekten biliyor olabileceğine inanmıyorum. İnternetten bakıp beni etkilemek için yazdığını düşünüyorum.
"Kızgınım o adama. Şahsiyet'in ikinci sezonunu beğenmedim." diyor.
Şahsiyet'in senaristinin Hakan Günday olduğunu bilmediğimden emin olmak için Google'a yazıyorum. Bana yalan söylediyse inanıp aptal konumuna düşmek istemiyorum.
Gerçekten Şahsiyet'i Hakan Günday'ın yazdığını görüyorum. Sanırım biraz etkilendim. Benim bilmediğim bir şeyi biliyor.
Biraz daha konuşuyoruz.
"Kendini geliştirmen hoşuma gitti. Güçlü kadın severim." diyor. Yine şaşırıyorum çünkü gözlemlediğim çoğu erkek kolay hükmedebileceği kadınları tercih ediyor.
Konuşmanın sonunda uyuyacağımı söylüyorum.
"Madem hoşuna gittim yaz bunları bir kenara lazım olur.
Kural 1: Ben = Uyumak"
"Aklıma yazıyorum seni." diyor.
"Kural 1: Sen = Göğsümde uyumak"
8 Ağustos 2024
Öğlene doğru uyanıp hemen telefonumu elime alıyorum. İlk yazdığı gecenin sabahında günaydın mesajı vardı. Yine atmış olacağını düşünüyorum.
Beklediğim mesajı göremeyince biraz hayal kırıklığına uğruyorum. Yazıp yazmamakta kararsız kalıyorum bir süre.
"Unutulmuşum."
Bir iki saat sonra cevap geliyor.
"Günaydın güzelim."
Yeni uyandığını söylüyor. Geç uyuduğunu bildiğimden inanıyorum.
Zaten neye inanmak istiyorsam hemen inanırım ben.
O günden sonra her sabah "Günaydın güzelim." mesajı geliyor. Alışmaya başlıyorum.
25 Ağustos 2024
14.37
Bakkala gitmek için üzerime geçirdiğim kot ve uzun tişörtün aynadaki yansımasına bakıyorum. Sade duruyor. Masum... Evden o şekilde çıkmaya karar verip çantamı hazırlıyorum.
Yol boyu gülümsüyorum.
"Bak, fark ediyor musun yaşadığını? Her şey yolunda. Sakin ol. Hayat bu kadar işte. Bir sorun yok."
Çektiğim acının, mutluluğu kendimden başkalarında aramaktan geldiğini fark ediyorum yine. Zafer amca geliyor aklıma:
"Bir Müslüman kıza böyle giyinmek yakışmıyor." demişti. O an çok kızmıştım.
"Sen insanlar doğruyu söylediğinde kızıyorsun kızım! Zoruna giden şey Zafer amcanın haklı olmasıydı."
Kendime zar zor bunu itiraf ettikten sonra Zafer amcayla karşılaşırsam beni düzgün giyinmiş göreceği için mutlu olacağını düşünüyorum.
Eve çıkıyorum sonra. Babacığım tıraş olmuş. Yüzü tertemiz. Sadece bıyıkları duruyor. Mis gibi kokuyor. İki yanağımdan ve boynumdan kocaman öpüyor.
Annem geliyor ardından.
"Aa namuslu giyinmiş benim kızım." diyerek o da öpüyor. Babam gülüyor.
Kız kardeşimi öpmeye gidiyorum ardından. Yemek yiyor sincap yanaklım.
"Anneme benzemişsin." diyor şaşkın yüzüyle. Bunu ne zaman söylese çok mutlu olurum. Kocaman öpüyorum onu da.
Eskişehir'den aldığım kupaya bir kahve yapıp balkona çıkıyorum. Ellerimdeki nasırlar gözüme çarpıyor o an. Gülümsüyorum.
Spora uzun bir ara verdikten sonra kaybolan nasırlarım yeniden çıkıyor emek emek. Bunu seviyorum.
Çalışmaktan yıpranan ellerimi, yolda göz göze geldiğim tanımadığım insanlara gülümsemeyi, dünyayı fark etmeyi, mutlu insanların gülüşlerine bakmayı seviyorum.
Ya usta bir yalancı ya da gerçekten iyi bir insandı.
Ancak karşısında iyiliğe olan inancını yiritmiş bir kadın vardı
Bazı şeylerin olmayacağı başından bellidir ya hani, ben o olmayacak şeyleri zorlamayı o kadar seviyorum ki sonunu bile bile bir Shakespeare tragedyası okuyor gibiyim her seferinde.
1 Eylül 2024
Eylül gelmiş. Ben şimdi fark ettim. Güz... Bütün yaşanmışlıkların doğduğu ve döküldüğü mevsim... Benim sevgili mevsimim... Hüznü yanaklarında al al taşıyan bir insan gibi suludur hep gözleri. Ölümler, ayrılıklar, terk edilişler bu mevsimin rüzgarıyla eser.
Umudumla alay ettim bugün. Aptallığıma şaştım kaldım. Dünyada hâlâ iyi bir adam olabileceğine nasıl ihtimal vermiştim ki bu kadarcık zamanda? Yanıldım tabii ki. Çünkü bildiklerime değil inanmak istediğime inandım yine. Ben umudumu kaybetmekten çok korktum uzun bir süre. Bunun zayıflık olduğunu düşündüm. Travmalarımın beni ele geçirmesine ve bütün bu kötülüklerin beni kalpsiz birine dönüştürmesine izin vermeyecektim.
Recep geliyor aklıma sürekli. Haklıydı. Gerçekten de kimseyi sevmemeliydim. Onu bile... O kaldırımda yanımda oturan adamı bile. Canım benim... Beni ne çok severdi, onu ne çok severdim...
4 Eylül 2024
"Bu gerçek dışı bir algı. Beyin sen ne söylersen ona inanır. Beynimiz biraz saftır. Söylediğin her şeye insanıverir. Eğer sen 'Bütün insanlar kötüdür.' dersen beyin bunu kabul eder ancak bu mümkün değildir.
Kötü insanlar bile tamamen kötü olamazlar. İyi yanları vardır. İyi insanlar da tamamen iyi olamazlar, kötü yanları vardır. Sana kendinle alakalı şunu sorsam:
'Ben iyi bir insanım.' cümlesine ne kadar inanırsın?"
"Çok..."
"Ben kötü bir insanım cümlesine ne kadar inanırsın?"
"İnanmam."
"Peki şöyle söylesem: Ben iyi bir insanım ancak zaman zaman hatalar yapabiliyorum."
"İnanırım."
"Hangisine daha çok inanırsın peki? Tam olarak yüzde yüz inandığın hangisi olur?"
"İkincisi..."
"Çünkü bu daha gerçekçi öyle değil mi? Görüyorsun, insanlar aslında yaşadıklarından dolayı hastalanmazlar. Yanlış düşünce yapılarından hastalanırlar. Burada yapmaya çalıştığımız şey bu yanlış düşünce yapılarını fark edip düzeltmeye çalışmak."
"Peki neden insanlara bu kadar kolay bağlanıp çok zor kopuyorum?"
"Dünyadaki herkesin kötü olduğuna inanan birisi ne yapar? İyi bir şey bulduğunda ona sımsıkı sarılır öyle değil mi? Çünkü dünyada iyi bir insan olduğuna inanmıyor, bulduğu şeyi imkansız bir şey olarak görüyor."
Kafamın içinde kocaman bir ampul yanmıştı o an sanki. Gerçekten bana azıcık iyi gelen herkesi tanrılaştırıyordum gözümde ve terapistim bana bizzat bu cümleyi kurdu.
Söylediklerini düşünmemeyi tercih ettim o gün. Spora gittim, arkadaşlarımla oturdum ve eve döndüm. Ahmet aramadı. Ben araba kullanırken aradığımda kısa bir konuşma geçti aramızda. Eve döndüğümde mutsuz hissetmeye başladım. Ev sessizdi ve ben Ahmet'le konuşmak istiyordum. Yemeği yaptıktan sonra üzerime mutsuzlukla birlikte çöken ağırlığı atmak için uyumak istedim.
"Ahmet, ben yoruldum erken yatıyorum iyi geceler."
Asıl merak ettiğim şey uyumadan önce beni arayıp aramayacağıydı.
"Tamam fıstık iyi geceler."
Bu mesajı görünce daha da mutsuz hissettim. Uyuyarak kaçmak istiyordum ancak gerçekten mutsuz olduğumda uyumak pek becerebildiğim bir aktivite değildi.
İzlediğim filmi açıp biraz devam ettim. Film beni daha çok üzüyordu. İlk film olan Before Sunrise çok hoşuma gitmişti. Bana Eskişehir'de geçirdiğim büyülü günü hatırlatmıştı.
Ancak bu ikinci film gerçekçiydi. Birbirlerine bir günlüğüne aşık olan bu kadın ve adam tekrar karşılaşmış ve evlenmişlerdi ancak gerçek hayatta gördüğüm çiftler gibi sürekli kavga edip birbirlerine kırıcı şeyler söylüyorlardı.
Uyumadan önce tekrar Ahmet'e yazdım. Eve dönmüş olsaydı aramak istiyordum ancak dönmediğini söyledi. Biraz kırgın hissetmiştim. Terapiye gittiğimi biliyordu ve nasıl geçtiğini sormamıştı. Bunun benim için zor bir şey olabileceğini düşünmemişti muhtemelen. Zaten yarası olan insanları yalnız yarası olanlar anlar. Sıradan insanların akıl sır erdirebileceği psikolojide kişiler değiliz.
Nasıl uyumayı başardığımı hatırlamıyorum. Çok yorucu rüyalar gördüm. Uyandığımda onları da unuttum. Ahmet'ten günaydın mesajı yoktu ve saat sekiz buçuğu geçmişti. Tekrar uyumayı tercih ettim. Gözlerimi bir sonraki açışımda günaydın demiş olur belki diye...
Tekrar uyandığımda "Günaydınn" yazmıştı her sabahki gibi. Ancak ben çok yorgun ve mutsuz hissediyordum.
"Günaydın." dedim. Daha fazlası içimden gelmedi. Suyumun kesildiğini görünce biraz öfkelendim kendi kendime. Aslında benim hatamdı su saatini kontrol etmemek.
Su kartım muhtemelen annemlerde kalmıştı. Su yüklemek için önce onların evine gitmem gerekiyordu. Bu daha da zor olduğu için iyice huysuzlandım. Üzücü bir iki şarkı dinleyip bir sigara içtim. Ardından sıkılmış olsam da filmin sonunu merak ettiğim için tekrar izlemeye koyuldum.
Bazı şeyler sonunu görene dek anlamsız kalıyor. Bu bütün hayatımız için geçerli. Filmin sonunda adamın kadına söylediği sözler beni çok etkiledi.
"Bu gerçek hayat! Evet kusurlu ama gerçek aşkı soracak olursan bu o."
O an terapistimle konuştuğum konular geldi aklıma. Evet, ilk filmdeki gibi büyülü değildi hayatları çünkü her şeyin başlangıcı büyülü hissettirir insana ancak bir süre sonra alışılır. Alıştığımız şeyleri hiç kaybetmeyeceğimizi sanarız. Yahut zaten var oldukları için onların varlığının ne derece önemli olduğunu fark etmekte zorlanırız. Bu, yaşadığım şehre benziyordu. İnsanlar burayı görmek için farklı kıtalardan, dünyanın diğer ucundan geliyorlardı ancak ben çarşıya inip manzarayı görmeye zahmet etmiyordum ve ne zaman o manzarayı görmeye gitsem şaşırıyordum.
"Ben dünyanın en güzel şehrinde yaşıyorum. Nasıl buraya sık gelmem?"
Elimin altında olan bir şeyin ne kadar kıymetli olduğunu fark etmek daha zordu çünkü.
Aşk da buna benziyordu muhtemelen. Ben de tıpkı filmdeki kadın gibi bir masal diyarında yaşamayı hayal ediyordum hep ancak kusurlu da olsa bu gerçek dünyaydı. Gerçek dünya masalsı değildir yine de sevip sevilebiliriz ve yanı başımızda duran mutluluğu görmeye çalışabiliriz.
"Herkes her şeyi yapabilir." derdim lise zamanlarımda. "Kimseye karşı bir beklentiye girmemek gerekir."
Aslında mutlu olmak bu kadardı. Kendi hayatımla ilgilenip kendim için yaşarken zaten var olan her şey mutluluk vericiydi. Kimsenin bana günaydın demesine gerek yoktu. Gün zaten ayıyordu. Kimseyi yargılamadan özgür hissederek geçirdiğim günlerde gerçekten de mutluluk soyut bir kavram olmaktan uzaktı. Aslında bu kadar basitti: Kendin ol ve kimseye karışma.
"Benden nefret etmek için olmadığım biri olduğuma inandırmışsın kendini."
Çünkü sevgi bahane tanımazdı.
Özel ders saati,
Çello çalışması,
Antrenman,
Ev işleri ve yemek yapma saati
Yaz tatili sen ne zor şeysin günüm dolmuyor dolmuyor! Okul zamanı da günü 30 saat falan yapmaya çalışıyorum.
Sanırım gece kuşu da öldü ya da gitti. Artık acılarıma bir ortak bulamıyorum. Çığlıklarıma yalnız onun sesi eşlik ederdi.
Umarım gittiğin yerde mutlusundur sevgili kuş.
Şelale hâlâ akıyor ancak. Zamanın bizim için işleyişi gibi...
Dün çıkan kavgayı görünce aklıma ilk sen geldin kalbi. Bana bir şey olmayacağını biliyordum. Sessizce yanlarından geçip salona girecektim. Yine de gözlerim seni aradı. Hani geçen yaz çıkan kavgada senin gözlerinin beni aradığı gibi... Senden başka bana yalnızca varlığıyla güven veren bir adam daha tanımadım.
Ölünce geçeceğini bilsem ölürdüm. Ancak biliyorum ki ölsem ruhum bir başka hayatta yine seni arayacak.
Bilerek olmamıştı aslında. Kötü hissetmeye başladığım zaman aklıma geldi ilaçlarımı almayı unuttuğum. Saatler ilerledikçe daha yorgun ve daha mutsuz hissetmeye başladım. Dün kararlılıkla koşa koşa gittiğim spor salonunun bugün önünden bile geçmedim.
Uzun zaman sonra balkonumda oturdum. Bir kadın çığlığı, yoldan geçen arabaların sesi, şelalenin sesi vardı. Ancak gece kuşum ötmüyordu artık.
O gece geldi aklıma. Bileklerim, yerdeki kan, karakol... Ali geldi aklıma. Birkaç gülüşü... Tilki geldi aklıma: tren garına yürüyüşümüz...
Recep geldi en son aklıma. Çok yorgun hissediyorum çünkü. Yastığıma yasladım başımı. Onun göğsüymüş gibi düşünerek... Aklıma Ali'nin de yanımızda olduğu o gece geldi. Recep'in, Ali'nin haberi bile olmadan bütün gece beni Ali'den koruyuşu geldi aklıma.
Bir sarılsak her şey geçer gibi aslında. Ama benim bir daha o adamı affedecek gurursuzluğum kalması sanıyorum ki.
Nihayet gözlerimden yaşlar akmaya başladığında gülümsedim:
"Oh be! İnsan bazen ağlamayı özlüyor! Ağla kalbim..."
11 Kasım 2023
Dün mutluydum. Çello dersim çok güzel geçmişti. "Bugün güzel bir gün olacak." dedim. Sonra bir şeyler değişti. "Beni yoran insanlardan uzaklaşıyorum."dedim. Anladım ki yorucu insanlar güzel bir günün bile bütün güzelliğini alıp götürebilir.
Akşam oldu, Ali aradı beni. İlk defa... "Ee hani oturacağız dedin, yoksun Bench'te." Umursamadı sanmıştım oysaki. Kesin çıktı spordan, beni göremedi, umrunda da olmadı, eve gitti. Onun o minik araması nasıl güzel gelmişti bana. Anneme gittim sonra. Ona anlattım Ali'yi. Ellerini öptüm. Balkonda bir kahve paylaşıp, birer sigara içtik. Beraber yatağa girdik sonra. Avuçlarından öptüm. Sarıldım ona sımsıkı. Kokladım onu çokça.
"Ben önceki hayatımda nasıl bir iyilik yapmışım da bu hayatta senin gibi bir annem olmuş?" dedim ona.
"Bu konuda hiç mütevazı olamayacağım, haklısın." dedi gülerek. Canımın ta içi.
Geçenlerde bir gün Ali'yi ilk tanıdığım andan bugüne kadarki serüveni düşündüm. Her şey,bir bir, yaşandı ve çok güzeldi. Benim bu adamı sevmeyi bırakmaya niyetim yok. Çabalayacağım. Sabredeceğim, demiştim kendi kendime.
Bugün Serra'yla konuşuyorduk. "Bilge, sen benim arkadaşımsın. Senin iyiliğin için söylemek zorundayım. Ali'nin konuştuğu bi kız var. Hatta dün 'olduk gibi' dedi."
"Nasıl tanışmışlar?" diye sordum Serra'ya. Ali'nin bir arkadaşı "Benim bir arkadaşım senden hoşlanmış." demiş. Öyle konuşmaya başlamışlar. O an, bir anda yok oldu her şey. Göğsümün tam ortasına bir taş oturdu. "Ne hissediyorsun?" diye sordu Serra. "Koydu." Dedim. "Ben üç aydan fazladır sabrediyorum, çabalıyorum, bu adamın karşısına çıkıp onu sevdiğimi söylüyorum. Kızın biri arkadaşıyla haber yolluyor ve oluyor. Bi 'Senden hoşlanmış.' sözüyle olabiliyor demek ki. Kolaymış aslında. Çabalamamak lazımmış. Ben eskiden buna inanırdım. Sevginin kolay olması gerektiğine... Ama söz konusu Ali olunca bunu gözardı ettim. Etmemeliydim. Bildiğim şey, doğruydu."
Sonra düşünmeye başladım. Ali'yi sevmeden devam edeceğim hayatımı hayal ettim. Artık günlerimi planlamak zorunda kalmayacağım. Yapacağım her şeyi sırayla yapabilirim. Ali'yi görmek için vakit yaratıp yapacaklarımın sırasını o saate göre belirlemek zorunda değilim.
Zaman kavramım olur artık. Haftanın hangi gününde olduğumuzu, o gün ayın kaçı olduğunu bilirim. Onu severken zaman kavramım yoktu. Onu göremediğim gün bin yıl eder; günüm onunla geçerse mevsim kasımda bile yaz olurdu. Aylardan hep ağustosu yaşardım.
Sabahları heyecanlanmayacağım artık. Kimseyi görmek, duymak heyecanı uyanmayacak içimde.
İnsanlardan da yoruldum. Beni dinlendiren insanlarla görüşeceğim. Recep, Oğuzhan, Serra yeterli. Bir süre yalnızlıkla barışmaya çalışacağım. Bir ben varım bir de benim güzel yalnızlığım.
Bu gece ikide arabamda unuttuğum bir şeyi almaya inmem gerekti. Geçenlerde korkunç bir olay gelmişti başımıza. "Korkmaz mısın?" diye sordu Hazal ben inerken. "Korkarım da ne yapayım?" dedim. Asansörde geri çıkarken düşündüm: "Korkmak senin neyine? Nasıl olsa hiçbir zaman sırtını yaslayabileceğin birisi yoktu. Yine tek başınasın. Elindeki biber gazından başka kimseye güvenemezsin. Korkmak senin neyine!"
Hatırladım birden, yalnızken nasıldım. Korkmazdım. Korkmak faydasızdı. Nasılsa olan olacaktı. Nasılsa beni koruyan kimsecikler olmayacaktı. Alışkındım ben her şeyi kendim halletmeye.
Bunu hatırladığım an korkum geçti. Birden tüm dünya kapıma dayansa karşılarında dikilebilecek bir cesaret geldi içime. Çünkü nasılsa yalnızım. Nasılsa beklemiyorum kimseyi. Kimsenin beni korumasını beklemiyorum artık. Kimsenin yanımda olmasını hayal etmiyorum. Kimsenin işten çıkmasını, yanıma gelmesini, beni özlemesini, aramasını beklemiyorum.
Sevgi, kolay olmalı işte.
Annem diyor ki "Daha erken. İleride çıkar karşına birisi. Sen derslerine odaklan yavrum."
Anne, ben hep yarını düşünerek yaşadım yarınım var mı yok mu bilmeden. Günün birinde ben hiç yaşayamadan daha ömrüm yarım kalırsa diye korkuyorum.
Abim gelince aynı sofrada yenen yemekte hissedilen aileymişiz hissi > geri kalan her şey
Bugün 10 aylık bir bebeği aldım kucağıma. Gezdirdim, güldürdüm, annesi yemeğini rahat yesin diye eğledim biraz.
Babamla göz göze geldik bir anda. Babam yüzünde garip bir bakış ve belli belirsiz bir tebessümle beni izliyordu.
O an çok anlamlandıramasam da babamın ne düşünmüş olabileceğini anlamaya çalıştım sonradan. Belki de bebekleri ne çok sevdiğini bildiği kızının bir gün nasıl bir anne olacağını hayal etmişti.
Belki birlikte büyüdüğümüz insanlardan birinin nişanındayken bir gün kendi kızının da başına geleceğini düşündü.
Bilemiyorum. Belki de kucağımda bir bebek taşırken bile benim 10 aylık hâlimi görmüştü bana bakınca.
O bir babaydı sonuçta 🤍
Geçenlerde balığa götürmüştü babam bizi. "Bunun yanına süt iyi giderdi işte!" dedi. Çocukluğumdan beri balık yediğimiz gün kardeşlerimle beni sütten uzak tutarlardı mutlaka. Anlamayıp şaşırdım o yüzden.
"Süt mü? Balıkla? SÜT?
...
HEEEEEEEE"
Ben büyümüşüm de babam benimle rakı balık yapmak istiyormuş meğer.