Gnlm - Tumblr Posts

1 year ago

15 Ağustos 2024 (Eskişehir)

Sabah beş buçukta uyanıp saçlarımı yapıyorum hızlıca. Altıda ağabeyimle yola çıkıyoruz. Beni metrobüs durağına bırakıyor. Tren garına vardığımda hızlıca bir sigara içip trene gidiyorum.

Yol boyunca zar zor uyukluyorum. Koltuklar daracık olduğundan iyi dalamıyorum uykuya.

Trenden indiğimde ilk önce büyük bir heyecan kaplıyor içimi. Kimsenin beni tanımadığı, bilmediğim bir şehirde tek başıma yürümeye başlıyorum.

Pek çok yer geziyorum bütün gün. Hava kapanıyor. Kızıla bürünüyor. Yangın çıkmış. Sonradan öğreniyorum.

Akşam, tam beklentimi kesmişken haber geliyor ondan. Konum atıyor. Yanına gidiyorum.

Akşam Saatleri

Titreyerek yaklaşıyorum kapıya:

"Sana kedi getirdim."

"Kedi getirme çünkü köpek var."

Kediyi zor bela dışarıda tutup kapıyı kapattıktan sonra köpeğiyle göz göze geliyorum önce. Ardından ona bakıyorum. Gözleri beklediğimden daha büyük. Sarılıyoruz hafifçe. Odasına geçip koltuğa oturuyorum. Bir sigara yakıyorum. Karşıma oturuyor. Gözlerini bir saniye bile ayırmıyor. Bir önceki gün düşünürken bunu yapmayı ben planlıyordum hâlbuki ancak o bana delici bakışlarıyla bakarken utancımı gizleyemiyorum. O çay demlemeye kalkarken ben köpeğini sevmeye başlıyorum. Dünyanın en sempatik köpeği...

"Köpeğinin adı ne?"

"Bolt."

"Aaa filmdeki gibi!"

"Evet"

Tekrar odaya geliyor. İkimiz de ayakta duruyoruz. Gözlerine bakmamak için odanın her yerinde gezdiriyorum gözlerimi.

"Ne dövmen var?" diye soruyor. Kolumu kaldırıp önce sol kolum ve bileğimdeki dövmeleri gösteriyorum. Anlamlarını soruyor. Hafifçe winner dövmemin olduğu yere dokunuyor. İlk dokunuş...

Midemde uçmayı unutmuş duman kanatlı kelebeklerin kıpırdadıklarını hissediyorum.

Ardından sağ bileğimdeki dövmeyi gösteriyorum. "Fransızca yaşamanın neşesi demek." ve altındaki iki kesik izini gösteriyorum.

"Biraz tezat..." diyorum.

"Ne oldu oraya?"

"Ben kestim."

Bir soru daha sordu sonra. Hatırlamıyorum. Konuşmak istemediğimi söyledim. Zorlamadı. En son boynumdaki dövmeyi gösterdim.

"Lumos... Işık demek değil mi?"

"Evet." Diyorum boynuma değen parmaklarıyla kelebeklerim daha da hareketlenirken.

"Öpeyim mi?" diye soruyor.

"Öp" diye mırıldanıyorum yüzüne bakamadan.

Dokunulmak... Bir yabancı tarafından bile olsa seviliyormuşsun gibi hissetmek... Kutsaldı benim için dokunulmak. Kimsenin sevmek için uzanmadığı bedenimde, izi kalırdı. Bunlar saklanılası izlerdi. Unutmak istemedim o yüzden.

Eğer bu bir günahsa, bunu göze alıyorum.

Bir süre sonra Bolt'u kibarca yataktan kovuyor ve onun yerini alıyoruz. Beklemediğim bir şey yapıyor. Anlamıyorum ilk başta.

"Uzan."

Uzandığımda üstüme gelmesini bekliyorum ancak o yanıma uzanıyor. Öylece sarılıp sohbet ediyoruz biraz.

Çay koyuyor sonra. Dinliyor. Kendisi daha az konuşuyor ama sonradan alışıyorum dinleyen taraf olmasına. Az gülüyor. Sakin bir sesi var.

Uzun bir süre sohbet ediyoruz. Karşımda olması hoşuma gitmiyor. Hem delici bakışlarından onun gözlerine bakmaya çekiniyorum hem de o an dokunmak istiyorum ona.

Her şeyin sonunda giyinip yine Bolt'u sevmeye koyuluyorum. Ona bağlanırım diye korkarken köpeğine bağlanmış buluyorum kendimi. İnanılmaz bir sevgi hissediyorum daha henüz gördüğüm bu köpeğe karşı.

Arkamdan geliyor. Giyindiğini duyuyorum. Bana dokunup dokunmayacağını merak ediyorum. Omzuma tatlı bir öpücük bıraktığında gülümsüyorum. Başımı kaldırıp yüzüne bakıyorum gülümserken. Sonra tekrar Bolt'un başını okşuyorum.

O an beklemediğim bir şey yapıp o da benim başımı okşuyor. Evcil hayvanı gibi... Ben köpeğini seviyorum, o da beni.

Biraz daha uzanıp sohbet ediyoruz. Kalbi çok hızlı atıyor ilk başlarda. Sonra normal ritmine dönüyor. Saat gelince beraber hazırlanıp çıkıyoruz.

Bacağımın acısına rağmen yürümek istiyorum onunla. Yol boyu susmuyorum. Sürekli gülüyor ve konuşuyorum. Trenin önüne kadar geliyor benimle.

Veda vakti geldiğinde garip hissediyorum. Bir veda değilmiş gibi... Sarılıyorum. Önce sıkı sıkı sarmaktan korkuyorum. Ona bağlandığımı düşünüp kaçmasını istemiyorum ancak o da sarılıyor uzunca. Hoşuma gidiyor. Ayrılacakken ben de gözlerine bakıyorum onun sürekli yaptığı gibi. Gözüm dudaklarına kayıyor. Öpmek istiyorum. Utanıp başımı saklıyorum. Gülüyor. Son kez sarılıyoruz. Bu defa uzaklaşırken elini bırakıyorum yavaşça.

İlk defa hiçbir suçluluk hissetmiyorum. Çok mutluyum. Canlı hissediyorum. Hayatta... Belki sadece bir his, belki de yalnızca inanmak istediğim bir şey ancak bir gün mutlaka yeniden karşılaşacağımızı hissediyorum.


Tags :
1 year ago

16-17 Ekim 2023

"Nasıl yaşayacaksın biliyor musun?" dedi Recep. Bir kaldırım köşesinde yere çökmüş sigara içiyorduk. Ağlıyordum. "Rüyadaymışsın gibi yaşayacaksın. "

İki senedir ilk defa çok şiddetli geldi dün akşam kendimi öldürme isteği. Yorgunum.

"Umursamayacaksın kimseyi, elimden gelse var ya hepinize şu 'takmamayı' öğreteceğim." dedi Recep. Kocaman bir adamdı o an gözümde. Ben de yanındaki küçük kız...

"Ama ben çok sevgi dolu bir insanım." dedim. Oysa o gelmeden birkaç dakika önce ben de bunu düşünüyordum. Kimseyi sevmemeliyim artık.

"İyi bir şey değil demek ki yapmayacaksın."

Haklıydı.

Üç yıl önceki olaydan beri ilk defa bir kaldırım taşına çöktüm dün gece. Bazen bir kaldırım taşına çökmek gerekiyor sanırım yeniden ayağa kalkabilmek için.

Yanıma geldi, bana bir şeyler öğretti, beni iyileştirdi, her zamanki gibi sarıldı ve gitti. Arkasında daha iyi bir ben bırakarak...

Palyaçom buradaysa ben mutsuz olamam demiştim. Doğruydu.

O zamanlardan konuştuk. İlk defa dile getirildi bu duygular. Ben gerçekten Recebin küçük kızıymışım. Öyle dedi.

Gece üçü vurdu ardından. Tarih değişti. Yine makası aldım elime. Yine kestim saçlarımı. "Güçlü kadın olmuşsun." demişti Cem. Yeniden güçlü kadın olmak istedim.

16 Mayıs 2024

Ben bileklerimi kestim. Palyaçom yoktu. Ali yoktu. Hiçkimse yoktu. Güçlü kadın olamadım. Bilekleri yerine saçlarını kesmiş bir kadın olarak aylarca devam ettim hayatta kalmaya.

Günün birinde bileklerini kesen kısa saçlı bir kız oldum.

Sonra korktum. Ölmekten değil, ölümden sonrasından korktum.

Kimse kurtarmadı beni, benden başka.

"Kurtuluş," dedim. "Ankara'da bir mahalle, fazlası değil."

-Kinyas ve Kayra


Tags :
1 year ago

18 Ağustos 2024

14.30

Sen kokuyor... Bu şehir sen kokuyor kalbi. Kaçamıyorum. Adım attığım anda senin nefesini soluyorum sanki. Parmakuçlarımda senin nasırların sızlıyor. Yüzümde senin sakallarının izi duruyor. Bir tek sen varmışsın gibi bu dünyada...

Zihnimden silemiyorum Eskişehir'deki o görüntüyü. Karanlık çöktükten sonra girdiğim her dar sokakta gözlerim o görüntüyü aramıştı. Çocuk gibi bisiklete binen gözlüklü, şapkalı bir dev adam... Tanımadığım bir adamın evinden çıkarken gördüm o görüntüyü. Hâlâ sen miydin diye düşünüyorum. Olabilir mi böyle bir mucize? Olurdu ya! Neler neler oldu ki bu olmayacak. Hayat bizi hep "hayır" dediğim yerde karşılaştırmadı mı? Hayat seni her vazgeçişimde karşıma koymadı mı?

Bir yemin gibi kalbi... Seni sevmek bir yemin gibi. Ne zaman bir başka adama yaklaşacak olsam sen beliriyorsun her yerde. Sanki evrenin bana "Sen bu adamdan başkasını sevemeyeceksin." deme şekli gibi.

Hâlâ inanıyorum biliyor musun? Hâlâ ikimiz için yazılmış bir mutlu son olduğuna inanıyorum umutsuzca. Yoksa nasıl dayanırım? Senden umudumu kesersem nasıl hayatta kalabilirim ki? Yaşamaya dair tek bir hevesim kalmaz işte tam o an.

Sen gittiğinden beri hayat durdu kalbi. Işıklar söndü. Bütün bu zifiri karanlıkta savrulurken bir gün yeniden ışığım olacağına inanıyorum.

Işık sendin kalbî.


Tags :
1 year ago

2023 Yazın Başı...

Tırnaklarını ısırıyor, bacağını titretiyor, burnundan soluyordu. Onun bu hâlini anlamlandıramamıştım. Bir insan eski sevgilisi yoldan geçti diye niye sinirlenirdi ki? Bütün dünyaya öfkeli duruyordu o an. Bense şaşkın şaşkın onu izledim.

Haziran 2024

Askerden döndüğünü biliyordum. Birkaç gün olmuştu ancak henüz hâlâ görmemiştim. Ev arkadaşımla oturuyorduk.

"Ben niye başkasını sevemeyeyim ki? Saçma düşünüyorum bunca zamandır. Severim." dedim.

Cümlemi bitirdiğim anda onu gördüm karşımda. Gülüyordu. Ellerim tir tir titremeye başladı. Nefesimi tutuyordum. Her yanımda bir öfke bulutu geziyordu sanki. Bütün dünyaya öfkeliydim o an ve onu anladım.

Haksızlığa uğramışlık hissiydi bu öfke. Terk edilmişlik hissiydi. "Ben seni unutamadım ama sen beni bıraktın." demekti. Bir gün onu anlayacağımı hiç düşünmezdim onca zaman. İçindeki öfke hâlâ aşık olduğundanmış meğer.

Anladım.


Tags :
1 year ago

30 Ocak 2024

Soyunma odasında Nagiş'le otururken telefon çaldı.

"Çıktım ben."

"Tamam ben de çıkıyorum o zaman."

Danışma masasında Mete Bey duruyordu.

"Ali geldi!" dedi beni görünce heyecanla.

"Biliyorum." dedim.

"Haberleştiniz yani?" diye sordu Mete Bey.

"Evet evet." Dedim. Gülümsedik.

Bütün dünya biliyordu ona ne kadar aşık olduğumu.

Kafeye girdiğimde barın önünde içecek alıyordu. Işıl ışıldı her zamanki gibi sevdiğim adam. Kocaman gülümsedim. Selamlaştık. Sarıldım tek kolumla. Uzun zaman sonra kokusu doldu içime.

"Sen bir şey içiyor musun?" diye sordu.

"Yok, teşekkür ederim." dedim.

Bunu söyledikten sonra aklıma ilk defa birlikte sigara almaya gittiğimiz gün geldi.

"Sen de alacak mısın?" demişti. Teşekkür etmiştim yine. Sonra utanmıştım. Adam ısmarlayayım mı diye sormamıştı. Sormuştu sadece.

Bu defa utanmadım. Alıştık birbirimize.

Oturduk sonra. Siyah cap'ini takmış.

Bir şeyler öğretti bana her zamanki gibi. Arada biraz dalga geçtim onunla. Bolca güldük. Hayatımı sordu, arkadaşlarımı sordu. "Kimse kalmadı." dedim. Neler olduğunu anlattım. Recep'in bana "egoist" dediğini anlattığımda "Sana?" diye şaşırdı Ali. Yine de konuyu sadece benden dinlediğini söyleyerek objektif olmaya çalıştı.

"Annemsin şu an. O da asla beni haklı bulmaz. Anne! Anne!" dedim gülerek. O da güldü. "Annen haklıymış o zaman." dedi.

"Evet, her zaman öyledir."

"Her zaman olamaz da..."

Gülümsüyorduk hâlâ.

"Eğer çevrende hiçkimse kalmadıysa o zaman kendini sorgulaman gerekir. Öz eleştiri, önemlidir. Yapılması gerekir. Ama eğer gerçek dostların duruyorsa çevren bir azalmaya gitmişse o zaman bir yükseliş dönemindesin demektir. Geliştiğin anlamına gelir. Çevrende tabii ki azalma yaşanır çünkü artık o insanlarla aynı vizyonu paylaşmıyorsundur. Bu yaşanır. Sen yükseldikçe çevren azalır."

Bu sözleri duymak geçirdiğim koca bir dönem boyunca anlamlandıramadığım her şeyin kafamda oturmasını sağlamıştı.

Biraz daha konuştuk. İngilizceden, hayallerden, hedeflerimizden...

"Spora yoğunluktan mı gelemiyorsun?" diye sordum fırsatını bulduğum bir ara.

"Evet ya..." dedi yüzünde gözleri parıl parıl hüzünlü bir gülümsemeyle.

O an anladım Ali'nin geldiği gün neden spor hakkında konuşmaya katlanamadığını. Üzgündü. Ama o normal insanlar gibi üzgün görünemez. Gergin olur, sinirli görünür, ters konuşur. Tıpkı ben gibi...

"Ama olsun. Bu benim için bir ara. Şu an yapmam gereken şeylere odaklanmalıyım ki ileride istediğim hayatı yaşayabileyim. Sporuma gidebileyim."

Neler yapmak istediğini anlattı bir ara.

"Ne istiyorum biliyor musun?" diye cümleye başladığında kalbimde uçmayı unutmuş bütün kuşlar kanatlandı sanki. Sevdiğim adam vardı karşımda. Araya giren uzun bir ayrılığın sonunda, tanıdığım, özlediğim adamı bulmuştum.

Bana geçmişini, geleceğini, gününü anlatan adam... Arkadaşım olan Ali vardı karşımda.

Annem yine haklıydı. Arkadaş kalmamız gerektiğini söylemişti. Acele etmiştim.

"Aşk, arkadaşlıkla başlar.

Güçlü bir arkadaşlık...

İkinizin de birbirinize karşı tamamen açık olabileceğiniz bir arkadaşlık...

Sonra arkadaşlığı en güzel şeye dönüştüren romantizm gelir."

Az şey gördüğümü söyledi bana Ali. İnsanlarla yaşadığım karmaşanın buradan geldiğini söyledi.

"Bu şehirde görebileceğin insan çeşidi tek tip."

"Sana daha önce söylemiştim. Bildiğim her şeyi on altı yaşımda oturtmuştum diye. Şimdi öyle bir dönemdeyim ki bildiğim her şeyi baştan sorguluyorum. Her şeyi yeniden öğreniyor gibiyim. İkinci ergenliğe falan girmiş olmalıyım." dedim gülerek.

"Zaten ergenliğin çıkışı başka bir şey. Bi tam o ergenlik dönemi var. 16-17 yaşlar. Bir de çıkışı var işte 20-21 yaşları. O dönem daha zor." dedi.

Sonra 22,23 yaşlarından bahsetti. Okul bitince ne yapacağım stresinin iş bulunca geçmediğini, daha da katlandığını söyledi.

"Ben meseleyi para sanıyordum." dedi. "Şu an mesela çok iyi para kazanıyorum. Yani bana yetiyor. Ama daha stresliyim mesela. Çünkü bir iş kurmaya çalışıyoruz. Olacak mı, olmayacak mı, nasıl olacak korkuları... Para değilmiş yani mesele."

"İş büyüdükçe stres artıyor değil mi?" diye sordum.

"Evet." diye onayladı.

Burak'ın çıkmasına yakın mail geldi telefonuna. Tabletini çıkardı çizim düzenlemek için. Ben de günü tadında bırakmak istedim.

"Ben kalkayım yavaştan. Hem senin çizim yapman gerekiyor, Burak da gelecek siz erkek erkeğe oturursunuz."

Ali biraz düşündü.

"Sen bilirsin." dedi.

Tabletini kenara çekti. Beni yolcu etmeye hazırlandı. Ayağa kalktık. Bu defa iki kolumu boynuna dolayıp sırtını sıvazladım.

Tıpkı eskisi gibi...

Çok uzun zaman olmuştu. Özlemişim. İyileşiyormuşuz hissinden fazlasıydı. Daha ne kadar aşık olunabilirdi ki bir adama? Olunurmuş. Üç mevsim geçirdik. Şimdi bahar kapıda.

İkinci defa hayatıma girer mi acaba yeni baharda?

✨Günümüz✨

Onunla geçirdiğim günleri çok az yazdığımı fark ettim zaman geçtikçe. İlaç kullanmaya başladığımda unutma korkusundan sık sık yazmaya başlamıştım. Hafızam her günün sonunda siliniyordu sanki. Ben de unutmak istemediğim bir şey olduğunda yazıyordum mutlaka.

Ama onunla geçirdiğim günler öyle değildi. Benim antidepresanım oydu. Unutmak da mümkün değildi. Yazmadığım günleri bile taptaze hatırlıyorum hâlâ.

Bahar geldiğinde hayatımdan tamamen çıktı. Ben iyileşiyoruz sanarken günün birinde yok oldu. Altı ay geçti. Ben hâlâ neye üzülsem onun gidişine ağlıyorum.


Tags :
1 year ago

Sevgili 20 yaşım,

İnan ben bile emin değilmişim ne istediğimden. Sana yemin vermiştim, yirmi yaşında küllerinden doğmuş yepyeni bir kadın olacağım, diye. İlk dövmemi yaptırdım o zamanlar.

"Yeniden doğmak"

Dövmemi yaptırdıktan tam bir yıl sonra antrenörüm badici dedi bana. Tarih atarken fark etmiştim aynı gün olduğunu. Bir yılda işte böyle değişti bedenim.

Ama ben geri kalan hiçbir şeyi düşünmemiştim. Aşkı, ölümü, yaşamı... Bambaşka biri olacağım derken bunları hesaba katmamıştım. Ben seviyormuşum o masum küçük kız olmayı. Büyüyeceğimi anlamamışım.

Sevgili 20 yaşım,

İnan boynu bükük duruyorum karşında. Yaptığım şeyleri saysam inanamazsın bunların hepsinin bir senede gerçekleştiğine. Affet beni, ben seni koruyamadım. Değişen yalnızca bedenim olacaktı halbuki. Değişen biz olduk.

Yeniden doğmak isterken ölümle burun buruna gelebileceğimi hesaba katmamıştım. Affet beni kendime kıydığım için.

Söz, seni yaşatacağım.


Tags :
1 year ago

"En sevdiğin şiir?" diye soruyorum asla bir cevap alamayı beklemeyerek.

Ciddi bir şekilde düşündüğünü görünce şaşırıyorum.

"Mazursun," diyor. "Gazali"

"Ne garip adam..." diye düşünüyorum. "Hem antrenör, hem resimci, hem zeki, hem komik, hem kaba, sinirli, hem kibar, sakin, hem kültürlü, hem keko... Şimdi de şiir mi biliyor? Ne garip adam..."

Ben sensiz bin gece kan yuttum. Sen bir gece sensiz kalmadın, mâzursun...

-Ahmet Gazzali


Tags :
1 year ago

21 Ağustos 2024

Korkak cümlelerle bir tanışma mesajı atmıştı. Cevapları, hiçbir sorun yokken kendini açıklayışı... Aslında görmezden geleceğim bir çocuğa uzun uzun anlattım o an. Bir yıl önce saçmalık olarak gördüğüm her şeyi anlattım kendi dilimle.

İnsanı güzel yapan tek şey özgüvendir. Hele bu bir erkekse özgüvenli olmaktan başka hiçbir şansı yoktur. Saygı duyulmak kendini inşaa etmekten geçer. Bu hem fiziksel hem zihinsel olarak yapılması gereken bir eylemdir.

Zeka ve bilgi birikimi, hayranlığı; fiziksel yeterlilik, güveni besler ve bu ikisi bir olduğunda kadında saygıyı oluşturur. Kadın, karşısında hem bedenini hem hayatını hem de duygularını emanet edebileceği bir adam görmeye başlar.

Bu saygı her şeyin sağlam temelini oluşturur. Saygı duyan bir kadına nerede nasıl davranılması gerektiği anlatılmaz. O zaten bilir. Saygı duyan bir kadına sorumlulukları hatırlatılmaz. O zaten sevgiyle yapar.

"Erkekler erkek gibi, kadın kadın gibi olsun." demişti akıllı bir adam bana. Bir sanatçı olarak cinsiyetçilik yaptığını düşünmüştüm. Bir yetişkin olarak aslında milyarlarca yıldır var olan doğanın düzeninden bahsettiğini anlıyorum.


Tags :
1 year ago

24 Ağustos 2024

Hâlâ canım acıyor.

Dün uzun bir mesaj yazdım. Küçücük ve masumca... Bu en sevdiğim kısmıydı. Tilki beni sevmemiş olabilirdi ancak bana yeniden bir kalbim olduğunu hatırlatmıştı. Yalnızca bu bile onu tanıdığıma minnettar olmam için yeterli bir sebepti.

O gecenin sabahında yüzümdeki gülüşün silinmemiş olmasının muhtemel sebebi buydu. Hem benim içimde uzun zaman sonra uçuşan kelebekler hem de onun bana dokunurkenki nezaketiydi. Kibarca başlayıp tutkuya dönüşen öpüşleri, sakin ve huzur verici sesi, canımı yakmayışı... Sandığımdan daha düşünceliymiş meğer. Canım yandığı ilk anda anladım. Hiç öpülmeyince anladım.

Onun hakkında düşündüğüm tek bir kötü şey yoktu aslında. Yalnızca bana söyleyeceği birkaç güzel cümleyi duyabilmek için onu zorlamayı seviyordum.

Yaptığı uzun açıklamaları seviyorum.

Annem, "Belki bir gün yollarınız kesişir bir daha." dedi. Bu cümle yıllardır anneme anlattığım hiçbir erkek için söylemediği bir cümleydi. "Belki..." dedim ve içimden ekledim: "Umarım anneciğim."


Tags :
1 year ago

24 Ağustos 2024

21.17

"Ve sen gerçekten iyi bir insansın."

Tilki'den aldığım son mesaj bu olmuştu. Gelip gidip yeni bir şey yazıp yazmadığına bakıyordum. Günün sonunda koşarak ona günümü anlatmayı ve onun gününü dinlemeyi istiyordum.

Sanırım bu yalnızca aşık olduğunuzda yapabileceğiniz bir şey. Ancak gözden kaçırmamalı: Aşk iki kişiliktir.

24 Ağustos 2024

Hâlâ canım acıyor.

Dün uzun bir mesaj yazdım. Küçücük ve masumca... Bu en sevdiğim kısmıydı. Tilki beni sevmemiş olabilirdi ancak bana yeniden bir kalbim olduğunu hatırlatmıştı. Yalnızca bu bile onu tanıdığıma minnettar olmam için yeterli bir sebepti.

O gecenin sabahında yüzümdeki gülüşün silinmemiş olmasının muhtemel sebebi buydu. Hem benim içimde uzun zaman sonra uçuşan kelebekler hem de onun bana dokunurkenki nezaketiydi. Kibarca başlayıp tutkuya dönüşen öpüşleri, sakin ve huzur verici sesi, canımı yakmayışı... Sandığımdan daha düşünceliymiş meğer. Canım yandığı ilk anda anladım. Hiç öpülmeyince anladım.

Onun hakkında düşündüğüm tek bir kötü şey yoktu aslında. Yalnızca bana söyleyeceği birkaç güzel cümleyi duyabilmek için onu zorlamayı seviyordum.

Yaptığı uzun açıklamaları seviyorum.

Annem, "Belki bir gün yollarınız kesişir bir daha." dedi. Bu cümle yıllardır anneme anlattığım hiçbir erkek için söylemediği bir cümleydi. "Belki..." dedim ve içimden ekledim: "Umarım anneciğim."


Tags :
1 year ago

7 Ağustos 2024

26 Temmuz'da bir ileti geliyor Tumblr'dan:

"Bloğun hoşmuş."

O gün yazan diğer on beş erkekten hiçbir farklı düşüncesi yok. Karşısında cinsel bir obje görüyor sadece. Canım sıkılıyor. Konuşuyorum. Sıkılmadığım bir anda yazmış olsa anında engelleyeceğim bir adamla sohbet ediyorum. Kendi kendime konuşur gibi, kendi sevdiğim şeyler hakkında muhabbet açıyorum.

Bir süre sonra o da katılıyor. Beynindeki bütün fonksiyonları kapatıp yalnızca belinin altıyla düşünen erkeklerden biri olduğunu sanarken şaşırtıcı bir zeka seziyorum cümlelerinde. Bir süre sonra fotoğraflarımızı atıyoruz birbirimize. Yüzünü görüyorum ilk defa.

Garip bir hisle doluyor o an içim. "Bu adamda bir şey var." diyorum. Ruhum ona çabucak aşina olsa da asla görmeyeceğini düşünüyorum.

Ertesi sabah kahve içerken yine hoşlanmayacağım bir şey söylüyor. Sinirlenip engelliyorum onu. Üzülüyorum da bir yandan. Aslında nasıl biri olduğunu merak etmiştim.

Merak, her şeyin başlangıcı olan duygu...

Aradan günler geçiyor. Birkaç defa aklıma düşüyor. Yüzünü hatırlıyorum tüm ayrıntısıyla.

Tam yedi ağustosta bir ileti geliyor:

"Bloğun hoşmuş."

Profil fotoğrafı aynı, ismi farklıydı. Heyecanlanıyorum.

"Unutup bi' daha mı yazdın Eskişehirli?"

Konuşuyoruz bir süre. Kızıyorum ona.

"Pislik yapmasaydın konuşuyorduk ne güzel! Boşu boşuna engel yedin."

Eskişehir'i çok merak ettiğimi söylüyorum bir ara.

"Gelin getireyim seni..."

Gülüyorum. Kitaplardan konu açılıyor sonra:

"Ne okuyorsun bu aralar?"

"Bu ara öylesine bir şeyler okuyorum ama en son Kinyas ve Kayra'yı okuyordum."

"Hakan Günday'ındı değil mi?"

Şaşırtıyor beni. Gerçekten biliyor olabileceğine inanmıyorum. İnternetten bakıp beni etkilemek için yazdığını düşünüyorum.

"Kızgınım o adama. Şahsiyet'in ikinci sezonunu beğenmedim." diyor.

Şahsiyet'in senaristinin Hakan Günday olduğunu bilmediğimden emin olmak için Google'a yazıyorum. Bana yalan söylediyse inanıp aptal konumuna düşmek istemiyorum.

Gerçekten Şahsiyet'i Hakan Günday'ın yazdığını görüyorum. Sanırım biraz etkilendim. Benim bilmediğim bir şeyi biliyor.

Biraz daha konuşuyoruz.

"Kendini geliştirmen hoşuma gitti. Güçlü kadın severim." diyor. Yine şaşırıyorum çünkü gözlemlediğim çoğu erkek kolay hükmedebileceği kadınları tercih ediyor.

Konuşmanın sonunda uyuyacağımı söylüyorum.

"Madem hoşuna gittim yaz bunları bir kenara lazım olur.

Kural 1: Ben = Uyumak"

"Aklıma yazıyorum seni." diyor.

"Kural 1: Sen = Göğsümde uyumak"


Tags :
1 year ago

25 Ağustos 2024

14.37

Bakkala gitmek için üzerime geçirdiğim kot ve uzun tişörtün aynadaki yansımasına bakıyorum. Sade duruyor. Masum... Evden o şekilde çıkmaya karar verip çantamı hazırlıyorum.

Yol boyu gülümsüyorum.

"Bak, fark ediyor musun yaşadığını? Her şey yolunda. Sakin ol. Hayat bu kadar işte. Bir sorun yok."

Çektiğim acının, mutluluğu kendimden başkalarında aramaktan geldiğini fark ediyorum yine. Zafer amca geliyor aklıma:

"Bir Müslüman kıza böyle giyinmek yakışmıyor." demişti. O an çok kızmıştım.

"Sen insanlar doğruyu söylediğinde kızıyorsun kızım! Zoruna giden şey Zafer amcanın haklı olmasıydı."

Kendime zar zor bunu itiraf ettikten sonra Zafer amcayla karşılaşırsam beni düzgün giyinmiş göreceği için mutlu olacağını düşünüyorum.

Eve çıkıyorum sonra. Babacığım tıraş olmuş. Yüzü tertemiz. Sadece bıyıkları duruyor. Mis gibi kokuyor. İki yanağımdan ve boynumdan kocaman öpüyor.

Annem geliyor ardından.

"Aa namuslu giyinmiş benim kızım." diyerek o da öpüyor. Babam gülüyor.

Kız kardeşimi öpmeye gidiyorum ardından. Yemek yiyor sincap yanaklım.

"Anneme benzemişsin." diyor şaşkın yüzüyle. Bunu ne zaman söylese çok mutlu olurum. Kocaman öpüyorum onu da.

Eskişehir'den aldığım kupaya bir kahve yapıp balkona çıkıyorum. Ellerimdeki nasırlar gözüme çarpıyor o an. Gülümsüyorum.

Spora uzun bir ara verdikten sonra kaybolan nasırlarım yeniden çıkıyor emek emek. Bunu seviyorum.

Çalışmaktan yıpranan ellerimi, yolda göz göze geldiğim tanımadığım insanlara gülümsemeyi, dünyayı fark etmeyi, mutlu insanların gülüşlerine bakmayı seviyorum.


Tags :
1 year ago

Bugün 10 aylık bir bebeği aldım kucağıma. Gezdirdim, güldürdüm, annesi yemeğini rahat yesin diye eğledim biraz.

Babamla göz göze geldik bir anda. Babam yüzünde garip bir bakış ve belli belirsiz bir tebessümle beni izliyordu.

O an çok anlamlandıramasam da babamın ne düşünmüş olabileceğini anlamaya çalıştım sonradan. Belki de bebekleri ne çok sevdiğini bildiği kızının bir gün nasıl bir anne olacağını hayal etmişti.

Belki birlikte büyüdüğümüz insanlardan birinin nişanındayken bir gün kendi kızının da başına geleceğini düşündü.

Bilemiyorum. Belki de kucağımda bir bebek taşırken bile benim 10 aylık hâlimi görmüştü bana bakınca.

O bir babaydı sonuçta 🤍

sefkattuyu - Gece Kuşu
sefkattuyu - Gece Kuşu

Tags :
1 year ago

Geçenlerde balığa götürmüştü babam bizi. "Bunun yanına süt iyi giderdi işte!" dedi. Çocukluğumdan beri balık yediğimiz gün kardeşlerimle beni sütten uzak tutarlardı mutlaka. Anlamayıp şaşırdım o yüzden.

"Süt mü? Balıkla? SÜT?

...

HEEEEEEEE"

Ben büyümüşüm de babam benimle rakı balık yapmak istiyormuş meğer.


Tags :
1 year ago

Hep kalp yarası mı anlatacağız buralarda?

Bak! Güzel bir gün ve ben hayattayım!

Bugün de mutluluğu yazıyorum buraya!


Tags :
1 year ago

Kız kardeşime "Benim yine kalbimi kırdılar." dedim.

Henüz 12 yaşında.

"Normal." dedi.

"Benim hep kalbimi kırıyorlar zaten diye mi?"

"Hayır erkekler çünkü."

Bu kız hep benden akıllı olacak herhalde.


Tags :