Deneme - Tumblr Posts - Page 2
..
darlanıyor yüreğim. kapalı ortamlardan mı kaynaklı emin değilim. git gide yaşamla aramdaki husumet ayyuka çıkmaya başladı. ne yapabilirim? daha ne kadar yapmacık gülüşlerle devam edebilirim? bilmiyorum. inceldiği yerden.. kopmasını istemiyor yüreğim ama.. bazen çaresizlikler arasından doğan umutlar yeşertiyor yüreğimdeki çiçekleri. varlığımın gayesini unuttum,belki ruhtaki karamsarlık bundandır? bilmiyorum. nasıl olacağı konusunda hiç fikrim yok. belki de hep yaptığımı yapacağım, oluruna bırakmak.. en mantıklı seçenek bu. su akar..
sçsğ
211215
hala ıpıslak yaralarım var benim. derinden gelen yaralı anıların beni yavaş yavaş tükettiği kavşaktayım artık. hangi yöne gideceğim hakkında en ufak bir hissiyatım yok. kaderle iplerimiz kopmak üzere. ilahi seçimleri bir kenara bırakıp yüreğimin gitmek istediği rotaya koyulma zamanı geldi sanırım. kim bilir.. ıslak yaralardır,beni doğru yöne iten.. sçsğ 221215
delirmek albayım,delirmek. kim bilir ne kadar güzeldir! aklın yok bir kere. benim başıma ne geldiyse şu aklımdan geldi zaten..
.. Onları affettim.Onları hoşgördüm. Söylenenleri yuttum,görüntüleri sildim. Affettim.Bağışladım. Sonra bunun sonunun olmadığının farkına vardım.Duvarların ardına aldığım o insanlar bana zarar veriyordu,benim canımı yakıyordu.Çünkü ben sineye çekmek nedir iyi biliyordum. Yumuşak başlı olmanın kötü bir şey olduğunu bilmiyordum. Tahammül etmenin,birinin hatasını-yanlışını dillendirmemenin kötü şeyler olduğunu bilmiyordum.Gerçi hala bilmiyor sayılırım. Ne diyordum en son? ...
ellerim bağlı.kördüğüm atılmış sanki. sana gelmek istedikçe yolumu kaybediyorum. tüm yollar sevgiliye çıkar, yalanıyla avutuyorum cismaniyetimi. kaybolduğum yollarda sana daha da ihtiyaç duyuyorum. gelip beni bulacağın ümidiyle, serkeşçe sağa sola sapıyorum. her yerde trafik ışıkları,hepside kırmızı. hayat bu ya, tesadüfleri sever! senin gelme ihtimaline karşılık,her şey durmuş. daha iyi bir yere geçmeliyim. caddelere,sokaklara hakim olabileceğim bir yer olmalı. geldim ama sen yoktun,dememelisin. geldiğin gibi bulabilmelisin beni. daha yüksek bir yere çıkmalı, her yere hakim olacak bir yere. semaya olan yakınlığım, sana kavuşmam demek!
'Mücadele'
Kökeni Arapça olan bu kelime, tartışma ve cedelleşme sözcüklerinden alıntıdır.
Hayattaki mücadelemiz bazı zamanlar tartışma halinde ilerliyor ve hep zor diyoruz. Peki zor olan nedir? Bazı zamanlar ışığımızın tamamen sönmesi mi? Fakat, ışığımız her zaman içimizden gelir. Kabul edelim, bazı zamanlar titrektir ve bazı olaylar şiddetini artırır. Bu sandığımızın aksine etrafımızdaki insanlar yüzünden değil, düşüncelerimiz yüzünden olur. Şimdi size her şeyi güzel düşünelim ve tüm bekledikleriniz gerçek olsun demeyeceğim. Çünkü olmayacak. Bazı zamanlarda yine zorlanacağız. Diğer bir deyişle, mücadelemiz devam edecek. Kendimizle ve çoğu zaman etrafımızdaki insanlarla tartışacağız. Anlamayacaklar ve siz yeterince iyi anlatamadığınızı düşüneceksiniz.
Unutma, herkes her zaman her şeyin farkındadır.
Tam da bu sebepten, insanlara duyguları anlatmaya çalışmak beyhudedir. Tüm gücünü ışığını yeniden bulmak için harcamalısın. Çünkü birileri seni farkedince değil, ışığını bulduğunda var olacaksın. Var olduğunda, zaten farkına varacaklar.
Ateş böceklerini bulmaya var mısın?
denizaltı
Bir başlangıç noktası olmadan başlayalım bu kez. Nereden gelip nereye gittiğimizin bir önemi olmadan. Bakıyoruz yukarısı günlük güneşlik ama derinlere hep çok azı ulaşıyor. Denizaltımıza hoşgeldin. Bazı günlerimiz, gördüğümüz yarım yamalak güneşe üzülerek geçer. Suyun soğukluğunu hissederken, gün batımının güzelliğini kaçırırız. Bazı günler ise, altımızdan geçen sürü balıklara seviniriz. Başka bir hayatın var olması, bulunduğumuz yeri güzel kılar. Böyle günlerde neden bulutlar güneşi kapatıyor diye düşünmeden, yağmura kıyasla denizin sıcaklığını hissetmek özgür bir anıyı gülümseyerek hatırlamamıza neden olur. İşte hayat tam olarak bu zamanlar olması gerektiği gibidir belkide. Demek ki bu kuralları koyan birileri var.
Birileri hep var ve hep var olacak. Bu her zaman iyi gelmese de, yalnız değilsin.
Bu dünya ile başa çıkamıyorum. Hava kirli, insanlar kirli, duygular kirli. Öyle bir çağ ki bu, insanlar aldattığını gururla söylüyor, aile kavramı bile hiç önemli değil. Her gün zehir soluyoruz havadaki pislikten. Yardımlaşmayı bile çıkarlar çerçevesinde yapıyoruz.
Ben artık bu dönem ile mücadele edemiyorum. Tahammül etme aşamasını geçtiğiniz bir nokta vardır. Hani ne olursa olsun optimistik bakamadığın o nokta. Her kitabın kapağını açtığında, her dışarı çıkıp etrafına şöyle bir baktığında hissettiğin o tarifsiz duygu. Başaramayacağım diye hangimiz düşünmedik ki. Bu kadar kötülük karşısında insan nasıl direnebilir?
#bizbizeyeteriz
Çünkü bu dünya biraz da iyilerin hatrına dönüyor. Belki trafikte durup küfreden, duygularla oynayan, çalan, kıran tüm insanlara rağmen hala gerçekten nasılsın diye soran küçük bir azınlık bir yerlerde vardır. Sizlere selam olsun.
.
.
.
.
Bu aradaa... Gerçekten nasılsın?
Hayattaki küçük tatlı mutlulukları yaşayamıyorum ne zamandır. İçimdeki hissiyat, hep markette anneyi kaybeden çocuk gibi. Öylesine yarıda bırakılmış. Şöyle bir mucize olsa ya da mucizeleri yaratacak gücümüz, sanki her şey bir anda düzelecek gibi. Bir kaçımızın, ben dahil olmak üzere, içinden "olmayacak öyle bir şey, hem olsa bile zaten bizim için olmaz" dediğini duyar gibiyim. Ne güzel hissettik ve ne güzel yok oldu her şey. Aslında "an" içinde yaşamıştık bunu hepimiz. Bittiği için yeniden inanmak istememiştik. İşin kötüsü, pek çoğumuz haklıydık sanki.
Peki marketteki çocuğa geri dönsek, ne yaptı o çocuk? Korkmadan devam edebilseydi, muhtemelen bir daha anneye hiç ihtiyacı olmayacaktı. Onun yerine anne diye ağladık, bırakılma duygusunu inkar ederek. Bir o tarafa, bir diğer tarafa hep koşturduk. Aradık, aradık, aradık... Bilinmezlikten işte o kadar çok korktuk. Neyseki annemiz bizi buldu da bir şekilde, tüm o düşünceler, çığlıklar bitti gitti. Hiç gelmeseydi, hayat böyle mi devam edecekti? Hikayedeki sorun hangi karakterdi? Anne elinde olmadan kaybetmiş olabilirdi. Ki yaşadıklarımızın çoğu da öyleydi. Siz orada ağlarken uzaktan sizi izleyip, keyif alması vahşi bir senaryo olurdu. İlk seçeneğe baktığımızda annenin elinden gelen bir şey yoktu, o da korkmuştu. İkinci seçenekte ise, bir noktadan sonra aramayı bırakacağınızdan şüpheniz olmasın. Siz de bilemezdiniz. Sadece raftaki renkli bir çikolata bir anlık dikkatinizi dağıtmıştı. Belki hiç istemeyedebilirdiniz. Belki de dikkati dağılan karakter anneydi.
Sonsuz seçenekler ve ihtimaller arasından bir tanesi gerçekleşti. Peki sonra? Sonrasında, tamamen suçlu mu hissettiniz? Anne gelip, çocuğa sen böyle bir çocuk olduğun için hep böyle kaybolacaksın, hepsi senin yüzünden demiş olabilir. Çocuğun hayatının bitişine hep birlikte şahit olmuş olabiliriz. Çocukta anneye ne kadar sorumsuzsun demiş olabilir ve belkide anne bir daha çocukla dışarı çıkmak istemeyecektir. En sevimlisi ise, sadece sarılıp belki ağlayarak korkularını zehir gibi akıtmaları ve kavuşmanın rahatlığına kollarını bırakmaları olurdu.
Bir gün kelimeleriniz çok silik olsa bile, anlamlar yükleyen insanlar olacaktır. Doğru okuyucuyu bulmak, bazen ömrünü feda etmeyi gerektirir. Bu yüzdendir ki nice yazarlarımızın kelimeler yalnızca öldükten sonra duyulmuştur.
Dip Not: Farketmişsinizdir ama ben yine de söyleyeyim, hikayenin anne ya da çocukla bir ilgisi yoktur. Yalnızca duygulara odaklanın.